Vasko Atanasovski ile: Transbalkanica ve Müzik Üzerine

Daha ilk melodide başlıyor tanıdıklık hissi, daha ilk melodide vuruyor… Bazı anlar haddinden fazla çoşkulu; o coşkuda nedenini bilmediğiniz bir neşe seline kapılıveriyorsunuz, aynı hissin içinde süründüren bir hüzün de bulunuyor. Henüz genç bir delikanlıyken zulümden kurtulmak için ailesini kucaklayıp sağ salim Türkiye’ye getirmeyi başarabilmiş dedemin coşkusu mu o melodi? Hemen ardından gelen nağme, geride bırakmak zorunda kaldığı kız kardeşi ve dönemeyeceğini bildiği geçmişine bir ağıt mı? Bu duygularla müzisyen Vasko Atanasovski’ye sorularımı yöneltiyorum.

Balkanların havasından suyundan olacak ki hangi yaşta olursa olsun yakışıklı olan dedem, akşam çökünce elinde radyosu koltuğuna uzanır, frekanslar arasında ‘Balkan havası’ yakalamaya çalışırdı. Bazı zamanlar radyo sinyallerine hemen karşı kıyıdaki Yunan karışır, “olsun” derdi. “Olsun’du!” Sonuçta Balkan müziğinin içinde Roman, Slav, Türk ezgileri olduğu kadar Yunan ezgileri de vardı. Hem ‘Yunan’ özlediği Yugoslavya’sına yakındı. Şimdi ben de radyoda değil ama İstanbul’da Balkan havasını elimden geldiğince yakalamaya çalışıyorum. Her ne kadar “Balkanlardan gelen soğuk hava dalgası” diye duysak da bu bambaşka bir hava ve kesinlikle sıcak.











