Dünya üzerinde nüfusuna oranla en fazla müzisyene sahip ülke olan İzlanda, rock, pop, ambient ve elektronik türlerinde olduğu gibi neo-klasik müzik alanında da önemli müzisyenler yetiştiriyor. Johann Johannson, Olafur Arnalds, Hilmar Örn Hilmarsson, Hafdis Bjarnadottir, Örvar Smarason, Arnor Dar, Kjartan Sveinsson, ve Bara Gisladottir gibi neo-klasik müziğin dikkat çeken temsilcileri İzlanda’yı bu türün öncü ülkelerinden biri konumuna getiriyor. Tüm bu isimlerin yanında bu küçük ülke klasik müzik alanında da çok önemli bir müzisyeni, son dönemin en parlak Bach yorumcusunu da yetiştirmeyi başarmış: Vikingur Olafsson. Olafsson, gerek geleneksel klasik müziğe getirdiği taze ve yenilikçi yorumla, gerekse de klasik müzik ile elektronik müziği birleştiren ve ambient – neo-klasik etkileri taşıyan çalışmaları ile son on yılın en çok dikkat çeken piyanistleri arasında yer alıyor.
Olafsson, müzik dünyasındaki ilk çıkışını çok genç yaşta, 2009 yılında çıkardığı Debut albümü ile yaptı. Brahms ve Beethoven’ın yapıtlarından örneklerin yer aldığı bu albümü çok daha parlak sayılabilecek bir çalışma takip etti: 2011 tarihli Vikingur Olafsson: Chopin – Bach albümü. Bu albüm Olafsson’un yetenekleri hakkında sağlam bir fikir veriyordu ama onun dünya sahnesinde döneminin en büyük piyanistlerinden biri olarak kabul edilmesi, 2017 yılında çıkardığı ve tekniğinin mükemmelliği yanında yorumuna kattığı ruh ve derinlik ile birlikte kısaca ‘nefes kesici’ olarak tanımlanan Philip Glass: Piano Works çalışması sayesinde oldu. Kanımca 2017 yılının en başarılı film müziği olan Dario Marinelli’nin Darkest Hour çalışmasının başarısında da Olafsson’un piyanosunun da büyük katkısı vardı. Filmin başındaki ‘Prelüd’, Olafsson’un Marinelli’nin müziğine ve söz konusu filme nasıl derin bir anlam kattığının en belirgin örneğiydi. Zaten daha o yıl, Glass Albümü’nün hemen ardından, New York Times gazetesi yazarlarından Anthony Tommasini, Olafsson’u ‘İzlanda’nın Glenn Gould’u’ olarak tanımlamıştı.
Bu tanımı haklı çıkartmak istercesine Olafsson hız kesmeden 2018 yılında Johann Sebastian Bach albümünü çıkardı. Bu albüm, klasik müzik tarihinde son 150 yılda Stradal, Busoni, Kempff, Rachmaninov ve Gould gibi büyük piyanistlerin oluşturduğu Bach geleneğinde yeni bir aşamayı işaret ediyor. Olafsson’un bu albümdeki performansı ben dâhil pek çok Bach dinleyicisinin tarihin en büyük Bach yorumcusu Glenn Gould’un ruhunun 21. yüzyılda soğuktan, kuzeyden gelen yeni bir piyanistin parmaklarında genç bir ruhla yeniden canlandığını düşünmesine yol açtı. Albümün, BBC tarafından 2018 yılının en iyi albümü seçilmesi de 35 yaşındaki piyanistin küresel düzeyde nasıl takdir gördüğünün en iyi göstergelerinden biriydi.