Özellikle 90’ların sonunda doğmuş bir çocuksanız durum daha da karmaşıklaşıyor. Bir önceki kuşak size göre daha liyakate dayalı yollardan geçerek hayatına yön vermiş oluyor. Sizden bir sonraki kuşak ise sizin yapmaktan imtina ettiğiniz, garip sözlerle şarkı söyleyerek sosyal medyada dans edip ünlü olmak ya da slime videosu çekmek gibi yollara başvurarak parayla farklı bir ilişki kurdu. Arada kalan, nispeten entelektüel kaygılara sahip 90’lı yıllarda doğanlarsa bir yerlerde “özel ve farklı” olduğuna ya da olması gerektiğine inanarak büyüdü.
Bir Sabah Korku Dolu Düşlerimizden Uyandık ve Fark Ettik Ki Özel Olmayabiliriz
60 yaşında birine, “en çok ne olmasını isterdin?” diye sorulunca, “18 yaşıma dönmek isterdim demiş.” Ne olmuştu 18 yaşında deyince de: “Bir şey olmamıştı ama olacağına dair umudum vardı” demiş. Bu hikaye yeterince reels kaydırırsanız mutlaka karşınıza çıkacaktır. Çok rakı içilmiş bir meyhane akşamında, “kimseye etmem şikayet” çalınca birinin uydurduğu bir hikaye gibi olsa da doğruluk payı yok değil. Özellikle belli bir kuşak, daha çok Y kuşağının son dönemi, alimin zalime, bilginin aptala galip geleceğine; eğitimin ve donanımın birini hakkıyla bir yerlere getireceğine, hatta özel bir yere getireceğine inanarak büyüdü. Gelin görün ki ucuz romanların çok sattığı, eğitimin pek de bir ayrıcalık sağlamadığı, kendimizden yetersiz insanların emri altında hayatımızı devam ettirmek zorunda kaldığımız bir düzende çırpınıp kaldık. Tarkan’ın bile artık iyi şarkı yapamadığı zamana denk geldik.
Peki özel olma fikriyle büyüyen, her an bir fırsatı kaçırıyormuş kaygısıyla mücadele eden, “Türkiye bir ben kaybetti, Almanya bir ben kazandı” story’si atamayan, vize başvurusu için lokmalar döktüren bu sıkışmış kuşak ne yapacak? Önce kendimizi bu özel olma baskısından arındırarak bir rahatlasak iyi olur. Hayal kırıklığıyla barışmak çok zor bir şey olsa da günümüz post modern ve kapitalist dünyanın bazı normlarını içimize sindirmek zorunda kalabiliriz. Her hikayenin sonunda iyiler kazanmayacak, her haklı mücadelenin sonunda zafer olmayacak. Umutlu masallarla büyüyen nispeten romantik bir kuşağa çağrımdır: Özel olmayabiliriz, kendimizi bu kadar hırpalamayalım.