Yalnızlık ve Tek Başınalık Deneyimleri: Yalnızlığın Felsefesi

Yaş aldıkça hayat karşınıza yeni ve önceleri pek de aklınıza getirmediğiniz sorular çıkarıyor. Örneğin tek başıma sinemaya gitsek iyi bir fikir mi? Yanımda hep birileri olacak mı, yoksa kimse olmadan da yapmak istediklerimi yapmalı mıyım? Bazılarımız daha yirmili yaşlarının başında yanıt bulmuş olsa da, bu sorular ya da benzerleri sizin de hayatınızda yerlerini yeni aldıysa gelin biraz konuşalım.

Kesin olan şeylerden birisi şu ki; çevremizden pek çok kişinin hatta belki bizim de en büyük korkularımızdan birisi yalnız kalmak. Doğduğumuz andan itibaren en alışkın olmamız gereken durumlardan birisi olsa da, zamanla hem duygusal hem de fiziksel olarak alışması en zor şeylerden birisine dönüşüveriyor her nasıl oluyorsa. Bu durum muhtemelen toplum olarak yakınlık hissiyatına fazla önem vermemiz ve sahiplenici tutumumuz nedeniyle ya da hayatımızın büyük bölümünü birileriyle geçirme eğiliminde olduğumuz için böyle. Çünkü maalesef ki küçük yaşlardan itibaren öğrendiğimiz üzere, özellikle bizim toplumumuzda tek başına kalmak kimsesizlikle, yalnız kalmak mutsuzlukla ve dışlanmayla ya da uyumsuzlukla eşleştirilmiş durumda.










