Netflix’e giriş hikayen nasıl başlıyor? Burada kurulu bir düzenin vardı; ama sen her zamanki gibi seni heyecanlandıranın peşinden gittin. Bu süreçten biraz bahseder misin?
Senin de dediğin gibi bir düzenim vardı, kendi işim, evim, erkek arkadaşım, ailem, bütün arkadaşlarım İstanbul’daydı. Ama ben üniversiteden döndüğümden beri hep acaba bu kadar mı diye düşünüyordum. Bundan sonra hayatım hep burada bu şekilde mi olacak, başka ülkeleri, kültürleri tatma şansım acaba olacak mi diye. Netflix’e başvurduğum zaman hiçbir beklentim yoktu açıkçası, sadece denemiş olmak için başvurdum. Ertesi gün mail attıklarında bu işin olabileceği düşüncesi kafama girdi bir anda. Olursa ne yaparım diye sordum kendime ve cevabım belliydi! Babama söylediğim zaman, ki biliyorsun kendisi de özgür ruhlu bir expat, “inanmıyorum sana ne yapacaksın, buradaki düzenin ne olacak, bunları düşündün mü?” dedi.
O sırada, beni heyecanlandıran yeni bir şeyler arayışındaydım. Kendi işini yapmak müthiş bir şey ama çok yorucu ve bir noktada seni beslemek yerine senden daha çok alıp götürüyor. Ben de öyle olmaya başlamıştı. Sonra Kaz Dağları’nda yoga inzivasındayken (telefonun neredeyse hiç çekmediği bir yerde) iş teklifim geldi. Kararı vermek kolay oldu ama uygulamak o kadar kolay olmadı. Bir pazar akşamı tek başıma, resmen pılımı pırtımı toplayıp yepyeni bir şehre, Amsterdam’a geldim.