Yeşil Işın: Sıradanlıklar Üzerine Kurulu Bir Film

Tümüyle sıradan bir konuyu ele alan sıra dışı bir Eric Rohmer filmine denk geldim geçen gün. 1986 yapımı olan Yeşil Işın (Le Rayon vert), çoğumuz için tanıdık konulara sesleniyor; sıradanlıklar, can sıkıntısı ve kalabalıklar içinde yalnızlık. Nişanlısıyla ilişkisi fiilen bitmiş genç bir sekreter olan ve son anda arkadaşının da onu ekmesiyle yazın ortasında Paris’in kavurucu sokaklarında tek başına kalan Delphine’in tatiline tanıklık ediyoruz. “Yıllık iznini doldurana kadar zamanını geçirecek kimsesi kalmayan beyaz yakalımızın macerası işte böyle başlıyor” gibi bir çıkış beklemeyin. Yeşil Işın, tek başına çıkılan bu yolculukta çılgın bir romantizm ve sıcacık dostlukların harman olduğu bir yaz tatilinin aksine Delphine’in iç sorgulamaları, anlam arayışı ve kendini bulma çabası üzerine yoğunlaşıyor.

Yeşil Işın, Le Rayon vert
1986 yapımı olan Yeşil Işın (Le Rayon vert), çoğumuz için tanıdık konulara sesleniyor; sıradanlıklar, can sıkıntısı ve kalabalıklar içinde yalnızlık. Aslında film bu yönüyle çoğumuzun sosyal medyada göstermeye layık bulmadığı anların bir toplamı gibi… Ne yapacağını ya da ne yapmak istediğini bilememe ve sürekli bir arayış hali, boşluk hissi, etrafındakilere yabancılaşma, bir yere varmayan diyaloglar ve geçmeyen can sıkıntısı. İzlerken sanki tüm iş arkadaşlarınız, sevgilileri ya da havalı kankalarıyla tatile gitmiş, sizse eski bir kanepede eprimiş eşofmanlarınızla yıkık bir halde onların renkli fotoğraflarına bakıyormuşsunuz ya da son anda sizden hunharca ayrılan sevgiliniz yüzünden paranız yanmasın diye önceden bin bir hayalle organize ettiğiniz o tatile yine de gitmişsiniz gibi hissetmeniz olası. Bana öyle geliyor ki insan böyle anlarda mutlu olduğu ve anın tadını çıkardığı zamanlara kıyasla hayatı daha çok sorguluyor.












