Aşkın Ercan: “Yüzeyin Kabuğunda” sergisinde iki çalışmam yer alıyor. “Geçmişin Sesi & Zerban” ve “Gözlerimiz Suyun Yüzeyinde Düşlerimiz Derinlerde Dolaşır, Kutlama”. Öncelikle çok kısaca Zerban’dan söz etmek isterim. Zerban, sudan gelen şifanın izini sürerken; suyu anlamanın, tanımanın, dinlemenin ve duymanın iyileştirici yönlerine odaklanır. Su yalnızca doğal kaynak değil; aynı zamanda kültürel bellek, inanç sistemi ve ekolojik duyarlılığın da taşıyıcısıdır. Adıyaman/ Bulam köyünde bulunan Zerban suyu, koca bir kayanın altından geçerek akar. Kaynak, zamanında bir kadının Tanrı’ya dua ederek kendisini suya dönüştürmesini dilediği mistik bir anlatıya dayanır. “Zerban Suyu içenler şifa bulur” söylencesiyle anılan bu su, dürüstlüğün, saflığın ve gerçeğin mekanı olarak tanımlanır. Zerban adı anılarak yeminler edilir. Köy aynı zamanda tütün yetiştiriciliği ile bilinen bir yerdir. Yöre halkı zerban suyunun bereketiyle sulanan toprağın gücüne inanır ve çok verimli olduğu düşünülür. Diğer çalışma ise “Gözlerimiz suyun yüzeyinde düşlerimiz derinlerde dolaşır, kutlama”. Uduzen sevgili Zafer Baykal ile birlikte yaptığımız bu çalışma bir ses enstalasyonudur. Udu kökenleri toprağa dayanan, çalınan çömlek olarak tanımlanır. Baykal’ın tasarlayıp ürettiği Zafudu Perküsyon serisine ait altı adet enstrümanın sesi yer alır. Enstalasyonda yer alan kırık çömlek tozları ses ile bir araya gelerek suyun ve toprağın hafızasını yankılar.
Seniha Ünay: “Yüzeyin Kabuğunda” sergisinde yer alan iki yerleştirmemden biri, “Nuray’ın Ormanı: aradım, bulamadım, bakıyorum, yok”. Bu yerleştirme, Düzce’de yaşayan Nuray’ın, çocukluğunun tanıkları olan çitlembik ve alıç ağaçlarını artık bölgede göremediğini dile getirdiği anlatısından yola çıkıyor. Yaklaşık 600 ağaç resminden oluşan yerleştirme, Nuray’a adanmış bir ‘yokluk ormanı’ olarak biçimleniyor.
“Geyiklere ne oldu?” çalışması ise Antalya Geyikbayırı’nı odağına alan bir yerleştirme. Yerleştirme adını Beydağlarının yamaçlarındaki bu yerleşim yerinde doğal geyik popülasyonun azalmasından alıyor. Ayrıca bölgede çok sayıda alabalık çiftliği mevcut. Alabalık çiftlikleri kontrollü, küçük ölçekli ve doğaya duyarlı yöntemlerle işletilmediğinde ekolojik zararlar yaratabiliyor. Bölge halkının tepkileri üzerine durdurulan HES projesi de düşünüldüğünde Türkiye’nin her yerinde gördüğümüz yerel derelerin ve su kaynaklarının ticari bir metaya dönüşmesi sorununun burada da olduğunu görüyoruz. Bu dereler kimin? Bu gibi ekolojik krizleri düşünürken Nuray’ın ormanındaki yokluk gibi yok olan geyiklerin yoldaşları diğer canlılara yer vermek istedim. Nuray’ın aradığı ağaçlarla dere canlılarının aradığı geyikler… Bölgenin canlı çeşitliliğini sadece ekolojik açıdan değil, aynı zamanda yerel hafızanın canlılara dair hafızası açısından da bir kayıt olarak düşünüyorum.