Yvoire’ın dar sokaklarında ilerlerken gözüme çarpan, anlatmak istediğim iki güzel mekan var: İlki, 11. yüzyılda inşa edilen St. Pancrace Kilisesi, diğeri ise 14. yüzyılı işaret eden Yvoire Şatosu. Savoya Kontu olan 5. Amedee tarafından inşa ettirilen şato, geçmişte göldeki tekne, vapur trafiğini gözetleyen kalenin yerine yapılmış. 20. yüzyılda restore edilen ve bugünkü görünümüne kavuşan yapıda 1655’ten beri Bouvier ailesi yaşıyor, bu nedenle ziyarete açık değil. Ancak Bouvier ailesi, şato bahçelerinden bir tanesini Orta Çağ mimarisine göre düzenletip 1986 yılında ziyarete açmış. Cinq Sens olarak da anılan Beş Duyu Bahçesi’nde gezginler, koklama, dokunma, görme, dinleme ve çoğu zaman da tatmaya davet ediliyor. Örneğin, Alp Çayırı’nda bölgenin bitki örtüsünü görüyorsunuz. Çardak Manastırı’nda Orta Çağ’ın aromatik bitkilerini tanıyorsunuz. Tat bahçesi ise Orta Çağ sebzeleri ve yenebilir çiçeklerle ziyaretçileri şaşırtıyor, koku bahçesinde binbir farklı koku sizi kucaklıyor.
Biraz bugün…
Yvoire meydanındaki kemerli kapıdan köyün içine doğru yürüdüğünüzde ana cadde olan Grande Rue karşınıza çıkıyor. Grand Rue üstünden ilerleyip ilk sağa saptığınızda St. Pancrare Kilisesi’nin bulunduğu meydana ulaşıyorsunuz. Kiliseyi gezdikten sonra yolun sonunda sağa dönerek Rue de Lac boyunca ilerleyip göle geliyorsunuz. Burası aynı zamanda vapurdan indiğim iskeleye de açılıyor.