“GLP-1 ve GIP, yemek yediğimizde bağırsaklarımızdan doğal olarak salgılanan ve “inkretin” adı verilen hormonlardır. GLP-1 temelli ilaçlar, bu doğal hormonların etkilerini taklit eden ve vücutta daha uzun süre etkili olacak şekilde geliştirilmiş tedavilerdir; bazı ilaçlar yalnızca GLP-1’i, bazıları ise hem GLP-1 hem de GIP hormonlarının etkilerini taklit eder. Beyindeki iştah ve tokluk merkezlerini etkileyerek açlık hissini azaltır, tokluk hissini artırır ve böylece daha az yemek yemeye yardımcı olurlar. Ayrıca kan şekeri yükseldiğinde pankreastan insülin salgılanmasını artırır; GLP-1 etkisi glukagon salgısını azaltır ve mide boşalmasını yavaşlatarak yemek sonrası kan şekerinin daha kontrollü yükselmesine katkıda bulunur. GLP-1 temelli tedaviler bu etkileri ile günümüzde Tip 2 Diyabet ve Obezite Hastalıklarının tedavisinde kullanılan en temel ilaçlar haline gelmişlerdir. Ve bu tıbbi tedavilerin mutlaka hekim kontrolünde uygulanması gerekmektedir.
GLP-1 temelli tedavilerin kullanımı yaygınlaştıkça, klinikte iştahın ve toplam besin alımının belirgin şekilde azalmasına bağlı olarak bazı hastaların yeterli ve dengeli beslenmekte zorlanabildiğini daha fazla görüyoruz. Bu nedenle kilo yönetiminde artık yalnızca verilen kiloya değil, kilo verirken beslenme yeterliliğinin nasıl korunacağına da odaklanmak gerekiyor.
Bu konu son yıllarda bilimsel çevrelerin de özellikle dikkat çektiği bir alan hâline geldi. 2025 yılında Amerika’da obezite ve beslenme alanındaki dört önemli bilimsel kuruluş tarafından yayımlanan ortak bilimsel rehberde, GLP-1 temelli tedaviler sırasında besin kalitesinin, yeterli protein ve sıvı alımının, lif tüketiminin ve mikrobesin yeterliliğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Özellikle porsiyonlar küçüldüğünde, yenilen gıdaların besleyici değeri daha da önem kazanıyor; bu nedenle besin değeri yüksek ve mümkün olduğunca az işlenmiş gıdalara öncelik verilmesi öneriliyor.