Zeynep Sönmez: Çizgilerin Arasında Bir Başka Dünya

Mehmet Hanifi Kaya
SPOR|12 Ağustos 2026
Zeynep Sönmez: Çizgilerin Arasında Bir Başka Dünya

Kortun o bunaltıcı sıcağını bir anlığına düşünün, tribünlerden üzerinize doğru ağır ağır yaklaşan o sessiz uğultuya kulak verin. Dünyanın dört bir yanına yayın yapan kameraların sizi çektiğini ve şimdiye kadar hayatınızı adadığınız bir işin en kritik dönüm noktalarından birinde olduğunuzu hissedin. Nabzınızın 180’e çıktığı ve içinize çektiğiniz her bir nefesin ciğerlerinizde oluşturduğu sızıyı fark etmeye başladığınız o mola anı… Böyle bir anda çoğu tenisçi nabzını dengelemeye çalışır, havlusuna gömülür veya antrenöründen bir işaret bekler. Ancak tam da böyle bir anda Zeynep Sönmez’i elinde bir kitapla görüyoruz; hem de alelade bir kitapla değil, Descartes’ın Ruhun Tutkuları eseriyle. Üstelik, tüm dünya böyle bir duruma ilk defa şahitlik ediyor.

Bunları Da Okuyun

Tüm dünyanın izlediği o arenada dışarıdaki gürültüyü susturup kendi sessizliğini dikte etmek, sıradan bir meydan okumanın çok ötesinde. Yarının kortlarında yankılanacak ‘Zeynep gibi oynamak’ deyimini şimdiden tarihe not düşüyor. Zeynep Sönmez’in korttaki varlığı sadece güçlü backhand’ler veya hızlı servislerle açıklanabilecek bir şey değil bana kalırsa. Onunki, dış dünyanın gürültüsüne kulak asmadan, sınırlarını zihninde kendisi çizen ve kendi kurallarını koyan bir kadının zarafet dolu felsefesidir.

On binlerce kişinin önünde, topun kordaja değdiği o milisaniyelik zaman diliminde ruhunu böylesine dingin tutabilmek muazzam bir zihin ustalığı gerektirir. Descartes’ın o mola anlarında ona eşlik etmesi asla bir tesadüf olamaz. Zeynep Sönmez’in duruşu, filozofun Ruhun Tutkuları‘nda “yüce gönüllü” insanları tarif ettiği o derin paragrafla kortta adeta ete kemiğe bürünüyor:

“Başka insanlara iyilik yapmaktan ve bu konuda kendi menfaatlerini hor görmekten daha önemli bir şey olmadığını düşündükleri için her insana daima kibar, sevimli ve yardımsever davranırlar. Bununla birlikte tutkularına, özellikle de arzulara, kıskançlığa ve hasede tamamıyla hakimdirler çünkü çok arzu etmeye layık olacak kadar değerli olduğunu düşündükleri hiçbir şey yoktur ki edinilmesi ellerinde olmasın. İnsanlara karşı duyulan kine de hakimdirler çünkü bütün insanlara değer verirler; korkuya da hakimdirler çünkü erdemlerine duydukları itimat onlara güven verir; son olarak öfkeye de hakimdirler çünkü başkasına bağlı olan şeylere pek az değer verdikleri için düşmanlarına da asla kendilerini incittiklerinden haberdar olma üstünlüğünü vermezler.”

Bu satırların ilk kısmını okurken, Zeynep Sönmez’in o amansız maç temposunda, üstelik momentum kendinden yanayken hiç tereddüt etmeden maçı durdurduğu ve rahatsızlanan top toplayıcı kıza şefkatle yardım ettiği o anlar aklıma geliyor. Maçın en stresli anında kendi “menfaatini” bir kenara bırakıp düşünmeden başkasının yardımına koşan oyuncunun bu hareketi, Descartes’ın bahsettiği yüce gönüllülüğün ta kendisiydi.

Sönmez’e baktığımda sanılanın aksine onun için tenis bir amaç olmanın çok ötesinde gibi hissediyorum. Onun çıkmış olduğu bu yaşam yolculuğunda erdem ve yüce gönüllülük üzerine inşa etmeye çalıştığı hayat felsefesi, biraz olsun insanlığa fayda sağlayabilmek üzerine kurulu. Tenis onun kendini ifade ediş biçimi. Shakespeare, Macbeth’te şöyle diyor: “Yıldızlar, gizleyin ateşinizi; ışık görmesin o karanlık ve derin arzularımı.”

Anneler çoktan, kortlarda koşuşturup duran küçük kızlarına “Zeynep gibi!” diye bağırmaya başladı bile. Bazen inşa etmeye çalıştığımız hayatı her ne kadar sadece kendimiz için yaşasak da insan yine de bilinmek ve anlaşılmak ister. Hayattaki mottosunun, felsefesinin ve yola çıkış amacının (her ne kadar dile getirmese de) anlaşılmasını bekler. O huzur hissiyatına erişmek için bazen tek bir kişinin bile anlaması yeterlidir. Sevgili Zeynep Sönmez, ne yapmaya çalıştığını anlayabilen birileri var. Çıktığın bu yolculukta seninle sonuna kadar yürümeye hazır olan birçok insan var. Doğduğun ailenin yanı sıra, artık dışarıda da koca bir ailen var.

Descartes’ın sözleriyle yazımı sonlandırmak istiyorum: “Birçok insan tutkuların kaynağı olarak kalbi görür ama onların asıl yeri ruhtur. Bu tıpkı yıldızları görmek gibidir. Yıldızları gözlerimiz ile görürüz ama bu onların gözlerimizin içinde var olduğu anlamına gelmez; onların asıl ait oldukları yer gökyüzüdür.” Zeynep Sönmez gibi yıldızlarımızın da asıl yeri gökyüzüdür.

Kapak Fotoğrafı: Zeynep Sönmez – Instagram

İlginizi çekebilir: Eralp Alper’den Federer

Yazı Yorumları (0)
Bu yazıya ilk yorumu siz yazın!