Zeynep Sönmez: Çizgilerin Arasında Bir Başka Dünya

Kortun o bunaltıcı sıcağını bir anlığına düşünün, tribünlerden üzerinize doğru ağır ağır yaklaşan o sessiz uğultuya kulak verin. Dünyanın dört bir yanına yayın yapan kameraların sizi çektiğini ve şimdiye kadar hayatınızı adadığınız bir işin en kritik dönüm noktalarından birinde olduğunuzu hissedin. Nabzınızın 180’e çıktığı ve içinize çektiğiniz her bir nefesin ciğerlerinizde oluşturduğu sızıyı fark etmeye başladığınız o mola anı… Böyle bir anda çoğu tenisçi nabzını dengelemeye çalışır, havlusuna gömülür veya antrenöründen bir işaret bekler. Ancak tam da böyle bir anda Zeynep Sönmez’i elinde bir kitapla görüyoruz; hem de alelade bir kitapla değil, Descartes’ın Ruhun Tutkuları eseriyle. Üstelik, tüm dünya böyle bir duruma ilk defa şahitlik ediyor.
Tüm dünyanın izlediği o arenada dışarıdaki gürültüyü susturup kendi sessizliğini dikte etmek, sıradan bir meydan okumanın çok ötesinde. Yarının kortlarında yankılanacak ‘Zeynep gibi oynamak’ deyimini şimdiden tarihe not düşüyor. Zeynep Sönmez’in korttaki varlığı sadece güçlü backhand’ler veya hızlı servislerle açıklanabilecek bir şey değil bana kalırsa. Onunki, dış dünyanın gürültüsüne kulak asmadan, sınırlarını zihninde kendisi çizen ve kendi kurallarını koyan bir kadının zarafet dolu felsefesidir.
On binlerce kişinin önünde, topun kordaja değdiği o milisaniyelik zaman diliminde ruhunu böylesine dingin tutabilmek muazzam bir zihin ustalığı gerektirir. Descartes’ın o mola anlarında ona eşlik etmesi asla bir tesadüf olamaz. Zeynep Sönmez’in duruşu, filozofun Ruhun Tutkuları‘nda “yüce gönüllü” insanları tarif ettiği o derin paragrafla kortta adeta ete kemiğe bürünüyor:
“Başka insanlara iyilik yapmaktan ve bu konuda kendi menfaatlerini hor görmekten daha önemli bir şey olmadığını düşündükleri için her insana daima kibar, sevimli ve yardımsever davranırlar. Bununla birlikte tutkularına, özellikle de arzulara, kıskançlığa ve hasede tamamıyla hakimdirler çünkü çok arzu etmeye layık olacak kadar değerli olduğunu düşündükleri hiçbir şey yoktur ki edinilmesi ellerinde olmasın. İnsanlara karşı duyulan kine de hakimdirler çünkü bütün insanlara değer verirler; korkuya da hakimdirler çünkü erdemlerine duydukları itimat onlara güven verir; son olarak öfkeye de hakimdirler çünkü başkasına bağlı olan şeylere pek az değer verdikleri için düşmanlarına da asla kendilerini incittiklerinden haberdar olma üstünlüğünü vermezler.”








