Zeytin Ağacı’nın Üçüncü Sezonu: Ağaçların Gölgesinde İyileşmek

Bazı şehirleri neden sadece gördüklerimizle değil de kokularıyla, denizinin, rüzgârının ya da ağaçların hışırtısıyla hatırlarız? Duyularımız, belleğimizde tek bir görüntüden çok daha büyük bir manzara mı kurar? Benim için hatırlamak; genellikle duyularımla yakaladığım anların toplamından oluşuyor. Bir sokaktan geçerken aldığın sabun kokusu, güneşin altında ısınmış zeytin yapraklarının kendine özgü kokusu ya da denizden gelen iyot kokusu… Bazen yıllar sonra aynı kokuya rastladığımızda hatırladığımız şey, anılarımızdan çok duyularımızın izinde saklı oluyor. Zeytin Ağacı dizisinin üçüncü sezonunu izledikten sonra aklımda kalanlar; dizinin anlattıkları kadar bende uyandırdığı çağrışımlar, anılar da oldu. Bence Zeytin Ağacı’nın bu kadar çok izleyiciye dokunmasının nedeni de burada saklı. Dizi, kendi hikâyesini anlatırken izleyiciyi de bu hikâyeyi duymaya davet ediyor. Özellikle Ayvalık’ı ve Kuzey Ege’yi iyi bilenler, yazının başında tarif etmeye çalıştığım duyguyu kolayca anlayacaktır. Çünkü bazen bir mekân, izlediğimiz hikâyenin sessiz kahramanına dönüşür.

İlk sezonda Sevgi’nin (Boncuk Yılmaz) hastalığının tedavisi için başlayan yolculuk, Ayvalık’ta Zaman Bey aracılığıyla aile kökenlerine uzanırken; Ada (Tuba Büyüküstün) ve Leyla’nın (Seda Bakan) da kendi travmaları, aile bağları ve geçmişleriyle yüzleşmelerine tanıklık ettik. İkinci sezonda ise “Ben kimim?” sorusu, görünmez bağlar ve köklenme duygusu üzerinden yeni arayışlara dönüştü.











